Ağır metaller ve gebelik

Doğal dengeyi ve sağlığımıza tehdit eden en önemli ve değiştirebileceğimiz  sorun çevresel nedenler.

Hızlı bir şekilde artan nüfus, artan besin ihtiyacı, sanayinin artışı çok büyük bir kirlilik ile yaşamamıza neden oldu. Ağır metaller. Yaşamımızın her alanında ilaçlarda, besinlerde, kozmatik ürünler, saç boyası ve daha birçok yerde. Bunlar arasında civa, arsenik, kurşun, çinko, kadmiyum oldukça tehlikelidir.

Arsenik: doğada çeşitli bileşiklerin  yapısında bulunur. Kullanıldığı alanlar böcek ilaçları, boya sanayi, seramik sanayi, domuz yemleri olup tüm bu kullanım alanları arseniğin besinlere  ve havaya bulaşmasına neden olur. Soluduğumuz havada küçük partiküller olarak bulunan arsenik akciğerlerimize girer ve vücudumuza yayılır.  Yüksek dozları ölümcül olan bu bileşiğe kronik maruziyet karaciğer hasarına yol açar. Ayrıca solunum yolu vücudumuza giren arsenik akciğer kanserine,  besinlerle alınan ise deri ve yumuşak doku  kanserine yol açar. Düşük dozlarda uzun süre maruziyet yavaş bir şekilde hücrelerimizi etkilemekte ve hücre yapısını bozarak kansere yol açmaktadır. Bebeğe plesanta yolu ile geçmekte gelişme geriliğine, yenidoğanda anamolilere ve ilerleyen zamanda çocukluk kanserlerine yol açmaktadır.

Kadmiyum: 1817 yılından itibaren hayatımızda. Hemde her yerde. Kaplama sanayide, nükleer santrallerde, uçak sanayisinde, plastik yapımında, pil sanayisinde, böcek ilaçlarında bulunur. Ama en büyük sorun sigara. Sigarada yüksek miktarda bulunan kadmiyum solunum yolu ile bu zehiri almamızı sağlıyor. Bu sanayi atıkları ile kirlenmiş toprak ve su ile vücudumuza girmekte. Sanayinin yoğun olarak toplandığı bölgelerde havadaki kadmiyum oranınında yüksek olduğu tespit edilmiştir. Özellikle kabuklu gıdalar olan midye ve istiridyede kadmiyum oranı daha yüksektir. Ayrıca hayvan karaciğeri ve böbreklerindede  yüksek oranda bulunur. Hem her soluk aldığımızda, hemde içtiğimiz su yediğimiz yiyeceklerle vücuda giren kadmiyum kalp, damar ve akciğer hastalıklarına, akciğer ve lenf kanserine yol açabilir. Fetüse geçişi plesanta yolu ile olur.bebekte doğum ağırlığının daha düşük olmasına, kemik gelişiminde geriliğe, yol açabilir. Ayrıca anne sütü ile bebeğe geçebileceğide gösterilmiştir.

kurşun: sanayiinin her alanında boya, porselen, kauçuk, pil, matbaacılık ve  oyuncak  yapımında kullanılmakta olup hem solunum hemde sindirim yolu ile vücudumuza girmektedir. Havada bulunan kurşun akciğerlerimiz tarafından emilir. Akciğerimizdeki kurşun havadaki kurşunun miktarıyla orantılıdır. Aldığımız kurşun vücudumuzda özellikle kas ve kemiklerimizde birikir. Bunun yanında sinir sistemi ve yumuşak dokudada birikir. En belirgin ve kötü etkisi fetüs ve çocuklarda gözüküyor.Fetuse plesanta yolu ile geçen kurşun  beyin gelişimini etkiliyor ve nörolojik hastalıklara, epileptik nöbetlere , anemiye yol açabiliyor.bu çocuklarda ilerki yaşlarda okul başarısızlığı,davranış sorunları, dikkat eksikliğine yol açabilir. Uzun süre maruziyet böbrekte geri dönüşümü olmayan hasarlara yol açabiliyor. Yüksek karsijonik özelliği olan kurşun dişi ve erkek üreme potansiyelini azaltmakta , zehirlenme durumunda düşüklere yol açabilmektedir.

Korunmada en önemli yol kurşun kaynaklarından kaçınmak. Kurşun içeren özellikle su borularının kullanılmaması, evlerin düzenli temizlenmesi, toprak alanların çimlenmesi ile kurşunla temas azalmış olur. Özellikle hijenik kurallara dikkat edilmeli, sebze ve meyveler bol su ile yıkanmalı yani kurşunla ile temasın azaltılması önemlidir. Ayrıca korunmada besin içeriğide önemlidir. Özellikle kalsiyumdan zengin beslenme ve demir eksikliğinin engellenmesi kurşunun bağırsaktan emilimini azaltır.

Civa: hava, toprak, su da bulunur. Sanayide kullanımının yanı sıra tıbbi cihazlarda, böcek ilacı, gübre, piller, ilaçlar, mürekkep, boyalar ve diş dolgu  malzemesinde civa bulunabilir. . Endüstri artıklarının toplandığı kapalı denizler açık denizlere göre civa içerikleri yüksektir. Bu sularda yaşayan canlılardada civa içeriği yüksektir. Tabiat ile canlılar arasında bir denge vardır. Bu denge civa ile canlılar arasındada mevcuttur. Civa değeri belli limitler içinde normal kabul edilir. Dünya sağlık örgütü haftada 0,3 mg veya günde 0,03 mg üzerinde civa alınmasını sakıncalı bulmuş olup, hava , su , ve besinlerin kontrolü nün önemine dikkat çekmiştir. Civa plesantadan bebeğe çok kolay geçer. Ayrıca anne sütünede geçebilir.  Civa böbreklerde ve beyinde birikim göstermekte, tipik zehirlenme bulguları göstermeyen gebelerin bebeklerinde beyin hasarı yapabileceği konusunda araştırmalar vardır. Ayrıca civadan etkilenen bireylerde oluşacak kromozom hasarı kansere yol açabildiği gibi , hasarlı sperm ve yumurtanın oluşturduğu fetüste anamoli oluşabilmektedir. Civa ile kirlemiş sularda bulunan balıklar civayı insan vücuduna taşır. özellikle  uskumru, tuna balığı, kılıç balığı, köpek balığında daha yüksek oranda bulunur. Balık tüketimi fazla olan annelerin saçlarında birikir. Civanın hedefind e beyin vardır. Civa ile anne karnında iken tanışan     bebeklerde ilerki yıllarda öğrenme güçlüğü, konuşma bozukluğu, büyüme gelişme geriliği, davranışsal sorunlar olabilir. Yüksek miktarlarda civaya maruz kalan fetüslerde epilepsi, zeka geriliği, yürüme bozukluğu,  kas güçsüzlüğü, körlük, sağırlık olabilir.